fft2mm5436037

Eşcinsel travesti şovmene dayak şoku

İngilizce öğretmeni Nedim Uzun, 2002 yılında çalıştığı Balıkesir’in Erdek İlçesi’ndeki özel bir dil kursunda, kadın görünümüne soktuğu öğrencilerle çektirdiği fotoğrafların basında yer almasının ardından işinden oldu. İşsiz kalınca çeşitli eğlence yerlerinde şov programlarında çalışmaya başlayan Uzun’un son durağı Bodrum oldu.

Bodrum’da daha çok  gayların devam ettiği barda haftanın üç günü, kadın kıyafetleri giyerek ’Madam Marika’ karakteriyle şovlar yapan Nedim Uzun, iddiaya göre Cumartesi günü, iki aydır çalıştığı işyerinden toplam 1200 lira olduğunu ileri sürdüğü alacağını isteyincedayak yedi.. Bodrum Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirilip, darp raporu alan Uzun, gay olduklarını ileri sürdüğü işyeri sahibi A.T. ile sevgilisi Ş.Y. hakkında Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne şikayetçi oldu.

’KARNINI DOYURUYORUZ, NE PARASI?’

Uzun, emniyet müdürlüğünden çıkışta DHA muhabirine yaşadıklarını şöyle anlattı: “İki aydır çalıştığım gay travesti bardan alacağımı istedim. ’Ne parası, Bodrum gibi bir yerde tatil yapıyorsun, karnını doyuruyoruz, daha ne istiyorsun’ denildi. Paramı vermediler. Olay günü ünlülerin falcısı olarak tanınan arkadaşım ’Medyum Ayhan’ ile Türkbükü’ne gitmiştim. İşyerimden arayıp, çağırdılar.

Çalışma günüm olmadığı için saat 21.30’da orada olacağını söyledim. Mekanın işletmecisi A.T., beni döveceklerini belirten bir mesaj attı. Akşam bara dönüp, odama çıktığımda, ’Geç geldin’ bahanesiyle her ikisi de eşcinsel olan A.T. ile birlikte yaşadığı sevgilisi Ş.Y. beni darp etti. Kıyafetlerime, peruklarıma el koydular. Yakacaklarını söyleyip, ’Seni yaşatmayız’ diyerek, tenditler savurdular, anneme küfür ettiler. Dağ başında değiliz, burası Türkiye Cumhuriyeti, ben de Nedim Uzun’um. Mecburiyetten Madam Marika’yım. Ekmek parası kazanmak için kadın kılığında soytarılık yapıyorum. Yoksa asıl mesleğimi İngilizce öğretmenliği. Bana hakaret edip, aşağıladılar. Biri burnuma yumruk atıp, gözlüğümü kırdı. Diğeri saçlarımdan tutup yerde sürükledi. Çığlıklarıma, çevredekiler koştu.” Uzun, olayın ardından arkadaşı medyum Ayhan’ın kendisini hastaneye ve polise götürdüğü de söyledi. A.T. ve Ş.Y. ise haklarındaki iddialarla ilgili açıklama yapmadı.

Travesti olduğu için devlet ilgilenmedi

travestieviHasta, yaşlı ve can güvenliği tehlikedeki travesti bireyler için açılan trans sığınmaevi, birinci yılını doldurdu. Sığınmaevinde kalan translar, devlet tarafından ölüme terk edilmiş olmaktan şikayetçi.

İstanbul Dolapdere’de açılan “Trans Sığınmaevi”, bir yıl içerisinde 30 hasta, yaşlı ve can güvenliği tehlikedeki trans bireyi barındırdı. Dünyada ilk kez Türkiye’de hayata geçen projenin, yakın zamanda Avrupa’da uygulanması planlanıyor. 2 odalı bir daireden meydana gelen sığınmaevinde halihazırda 6 trans kalıyor. Sığınmaevinin aylık 1000 TL civarındaki kirası ile diğer ihtiyaçlarını, maddi durumu görece iyi olan trans bireyler karşılıyor.

Sığınmaevinin önümüzdeki dönemde huzurevine dönüşmesini hedeflediklerini anlatan dernek yetkilisi Kıvılcım Arat, “Sosyal devlet denilen kavramın belli gerekçeleri var, bunun içinde sağlık ve barınma da dahildir. Ancak trans bireyler, kimliklerinden dolayı bu hakların hiçbirinden yararlanamıyor. Devlet tarafından ölüme terk ediliyoruz. Biz de kendi başımızın çaresine bakmaya çalışıyoruz. Neyse ki etraftan herhangi bir olumsuz yaklaşımla karşılaşmıyoruz” diyor.

“Tarlabaşı değerlendi evden atıldım”

3 aydır trans sığınmaevinde kalan 46 yaşındaki Avşar H. , öncesinde Tarlabaşı’nda yaşıyormuş. Ancak bölge dönüşüme girince ev sahibi onu evden atmış. Önce sokaklara düşmüş Avşar, sonra da sığımaevi yetkilisi tarafından buraya davet edilmiş.

Avşar, “28 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Fuhuş yaparak para kazanıyorum. Aynı zamanda uyuşturucu bağımlısıydım. Sığınmaevine geldiğimden beri kullanmıyorum, bıraktım. Bu ortam bana çok iyi geldi. Biz transların böyle bir ortama çok ihtiyacı var” diye konuşuyor.

Etraftan olumsuz bir yaklaşım olmaması için sokağa 15 günde bir makyaj yapmadan çıktığını anlatan Avşar, şöyle devam ediyor:

“Burada herkesi için bir iş bölümü var. Örneğin yemekleri ben yapıyorum. Sokağa çıktığımda polis sürekli ceza kesiyordu, şimdi en azından böyle bir duruma maruz kalmıyorum. Keşke bir sigortam olsaydı, yaşlılığımda huzurlu olsaydım. Çok korkuyorum…”

47 yaşındaki Okşan M. İse 3 yıldır prostattan şikayetçi. “Hastalığımın tedavisi antibiyotik değil ama hastane bana sürekli antibiyotik verip beni gönderiyor. Yeşil kartım olmasına rağmen travesti olduğum için beni tedavi etmiyorlar. Sağlık sorunlarımdan dolayı 250 liralık evimde kalamadım, buraya sığındım” diyor.

KUTU: Erkek sığınmaevi de açıldı

Öte yandan Türkiye’nin ilk erkek sığınmaevi, Şefkat- Der tarafından 2000 yılında Konya’da açılmıştı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından açılan ilk erkek sığınmavi ise, geçen yıl İzmir ve İstanbul’da hizmete girdi. Ancak bu sığımaevlerinde kalmak için mahkeme kararı olması gerekiyor.

travesti annesi aktivist : ” Benim oğlum eşcinsel “

travestiannetravesti Gay annesi aktivist : ” Benim oğlum eşcinsel “
Bir yanıt bırakın

Hayatımızın merkezi çocuklarımızdı. Onlara iyi bir gelecek sağlamak en büyük amacımızdı. Hayatımız, 2000 yılının Mayıs ayında, oğlumuzun travesti eşcinsel olduğunu öğrenmemizle tepetaklak oldu.

O yıl oğlum, daha önce olmadığı kadar huzursuzdu. Özellikle cinsellik konusunda ağzını bıçak açmıyordu. Halbuki 15 yaşındaydı. Ergenliğe girmişti.

Cinsellik gündeminde hayli önemli yer tutuyor olmalıydı. Ama ne zaman kız arkadaşının ya da cinsellikle ilgili bir sorusunun olup olmadığını sorsak konuyu geçiştirip odasına kapanıyordu.

Tanıdığım oğlum, anlayamadığım bir şekilde değişiyordu.

Birkaç ay boyunca kendi kendimi yiyip durdum: Neden cinsellik konusunda içine kapanmıştı? Ergenliği mi anlayamıyordu? Acaba tatsız bir deneyim mi yaşamıştı?

Daha da fenası, biri bir şey mi yapmıştı? Eşcinsel miydi? Bu soruları kocamla paylaşma konusunda tereddütlüydüm ama sonunda tek başıma altından kalkamayacağımı anladım ve bir gece ona açıldım.

Homofobik insanlar değildik, daha doğrusu hayatımızda eşcinselliğin yeri de yoktu. Etrafımızda açık gay kimliğiyle yaşayan biri de. Kocam kuşkularımı beklediğimden daha soğukkanlı karşıladı. Konuyu benim büyüttüğümü, çocukta bir anormallik olmadığını söyledi.

Ertesi gün işinden erken geldi. Oğlan da okuldan gelince üçümüz salonda oturduk. Önce yine kız arkadaş konusunu açtık. Baktık oradan bir sonuca varamıyoruz, kendi tanışmamızı, flört dönemimizi anlattık.

Yine açamadık. En sonunda ben dayanamadım, “oğlum eşcinsel de olabilirsin. Sen bizim evladımızsın” dedim. Önce inkar etti ama sonra gözümün içine bakamadan, “evet anne ben gay’im” dedi. Son aylarda yaşadığı kafa karışıklığını, bir kıza değil de bir erkeğe ilgi duyduğu için hissettiği suçluluk duygusunu, kendisinin durumunu iki ay önce kabul ettiğini ve şimdi buna alışmaya çalıştığını anlattı.

Aylardır kafamda kurup durduğum, en kötü ihtimal olarak gördüğüm şey gerçek olmuştu.

Kalktık, birbirimize sarıldık. Hemen orada bir uzmandan yardım almaya karar verdik. Hatta oğlum gidip odasından bir telefon numarası getirdi. Birkaç ay önce okullarına bir psikolog gelmiş ve ergenlik sorunlarıyla ilgili bir konuşma yapmış.

O da yakın bulduğu için uzmanın telefonunu not etmiş.

Kocam, psikologa gidelim, çözümü neyse buluruz, hallederiz ruh halindeydi..

Psikolog randevusu aldık. Akşam eve gelen kızıma da durumu kısaca anlattık. O da çok şaşırmadı.

Bana gelince… Oğlum, “anne ben gay’im” dediğinde, babam öldüğünde yaşadığım kayıp duygusuna benzer bir şey yaşadım. Sanki onu ebediyen kaybetmişim. Halbuki oğlum ölmemişti. Ertesi gün kalktığımda yine karşımdaydı. Yine benim çocuğumdu.

AILECE TERAPIYE BAŞLADIK
2000 yılının Mayıs ayında ailecek terapiye başladık. Psikolog bizimle bazen toplu olarak bazen tek tek görüştü.

O dönem oğlum haftada iki, ben de haftada bir terapi görmeye başladık. Kocamı ise arada bir görüşmeye çağırıyordu. Biz başlarda, çaresi vardır, çözümü bulunur, gelip geçici bir şeydir, diye düşünürken, terapiler ilerledikçe şunu anladık: Bazı çocuklar eşcinsel doğuyor. Biz neden heteroseksüel olduğumuzu bilmiyorsak onların da neden gay oldukları bilinmiyorlar.

Bu bir hastalık değil, dolayısıyla tedavi sözkonusu değil. Daha da önemlisi bu bir eksiklik değil.

Oğlum çok rahatlamıştı. Bize açıldığı için huzurluydu. Kendini buldu, yeni arkadaşlar edindi. Ben ise oğlumun gay’liğini kabul etmek için başladığım terapilerde yavaş yavaş kendime döndüm. Bir süre sonra artık oğlumu değil düpedüz kendimi sorgular hale geldim.

Çocuklara endeksli yaşadığım hayatıma dışarıdan bakıp ben kimim, bu hayatta ne istiyorum, sorularını sormaya başladım.

Terapiler sırasında, o güne kadar hep onay almak, takdir görmek; örnek eş, saygılı gelin, aileyi çekip çeviren fedakar anne rollerinin hakkını vermek için yaşadığımı fark ettim. Sonra beni ben yapan o puzzle’ı söküp kendimi yenden inşa sürecine girdim. Bu çok kolay olmadı tabii. Beni çok sarstı. Ama zaman içinde çevrenin değerlerine değil, kendiminkilere göre yaşamayı öğrendim.

Bunu başarınca oğlumun gay’liğini huzurla kabul ettim. Kendimi tanıdıkça, çocuklarımı da daha iyi anladım. Çok araştırdım, çok kitap okudum. Sema olarak eşcinsellikle hiçbir sorunum olmadığını gördüm.

ÇOCUĞUNDAN İĞRENEN ANNELER!
Bu arada oğlum eşcinsellerin buluşma noktası Lambda Kültür Merkezi’ne gidip gelmeye başlamıştı. 18 yaşında çocuk, nasıl bir çevrede merak ettim. Ben de gelmek istiyorum annecim, dedim. O da itiraz etmeyince Lambda’yla tanıştım.

Orada ilk defa başka eşcinseller gördüm. Lezbiyen, biseksüel, transeksüel çocuklar tanıdım. Toplumda kendilerine bir yer edinebilmek için konuşup tartışıyorlar, uluslararası baglantılar kurup bilgi alışverişinde bulunuyorlardı.

Çocuğumun orada aktif olarak çalışmasından mutluluk duyuyordum. Herkes oğluma verdiğim desteğe imreniyordu. Lezbiyen bir çocuk, durumunu annesine söylemiş. Annesi, “senden iğreniyorum” diye cevap vermiş. Çocuklar, keşke biz de anne babamıza açılabilsek, diyordu.

Oraya ilk gidip gelen anneydim ve şunu çok net görüyordum: Bu çocuklar ergenlik gibi çalkantılı bir dönemde bir de kendi cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleriyle ilgili karmaşa yaşıyorlar. Yani işleri çok zor. Peki biz anne baba olarak bu dönemde yanlarında olmayacağız da ne zaman olacağız?

Travesti ve Eşcinsel erkeklerden kan bağışı yasağı temelsiz

travestikanAvrupa Adalet Divanı Hukuk Sözcüsü Paolo Mengozzi, Travesti ve erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkeklerden kan bağışı kabul edilmemesinin temelsiz olduğunu açıkladı.Fransa’da Geoffrey Léger adlı eşcinsel bir erkeğin 2009 yılında kan bağışının cinsel yöneliminden ötürü kabul edilmemesi üzerine dün bildirilen görüş, eşcinsel ve biseksüel erkeklerden kan bağışı yasağının Avrupa Birliği kurallarına aykırı olduğu yönünde.

Mengozzi ayrıca Fransız yasalarına göre partneri erkeklerle cinsel ilişkiye giren kadınlardan gelen kan bağışları ile çoğu zaman korunmadan cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerden gelen kan bağışlarının kabul edildiğine dikkat çekti.

“Eşcinsellik kendi başına bir risk değil”

Cinsel yönelimin kendi başına bir risk oluşturmadığını ifade eden Mengozzi’nin görüşü, Avrupa Adalet Divanı tarafından Léger’in davasında değerlendirilecek.

Türkiye’de de Türk Kızılayı, eşcinsel ilişkiye giren erkeklerden gelen kan bağışlarını kabul etmiyor.

istanbul harbiye de Travestilere saldırı.

022Harbiye’de 3 travesti trans kadın silahlı saldırıya uğradı. Polis transları taciz etti, hastane personeli tedaviyi geciktirdi. Daha önce de trans kadınlar “Allahüekber” nidalarıyla saldırıya uğramıştı.Şişli’de trans kadınlara yönelik saldırılara bir yenisi daha eklendi. Son zamanlarda özellikle translar olmak üzere, LGBTİ toplumuna dönük saldırıların arttığı Harbiye’de; 3 trans kadın silahlı saldırıya uğradı.

“Şarjörü üzerimize boşalttılar!”
9 Temmuz gece yarısı gerçekleşen saldırıda İlknur isminde bir trans kadın başından kurşunla yaralandı. Kurşunlar arkadaşının ise belini sıyırdı. İlknur yaşananları KaosGL.org’a şöyle anlattı:

“Gece 1 civarlarında yolda trans arkadaşlarla muhabbet ediyordum. O saatte çalışmıyorduk. Etraf çok kalabalıktı zaten. Siyah bir Doblo araç hızlı bir şekilde yanımızdan geçti. Bir anda silah sesleri duyduk. Üçümüzün üzerine şarjörü boşalttı. Kenara kaçtık. Birden gözümün üstünde yoğun acı hissettim. Arkadaşıma, ‘Kafama taş geldi kız bir baksana’ dedim. Arkadaşım birden panikledi. ‘İlknur sakın kıpırdama, kafanın üstünde metal bir şey var’ dedi.”

“Kafamda mermiyle bir saat hastanede bekledim”
Saldırının hemen ardından trans kadınlar Şişli Etfal Hastanesi’ne gitti. Hastane personeli tedaviyi geciktirdi:

“Hastaneye gittik. Birden tansiyonum düştü, sol tarafım uyuştu. Hemen müdahale etmeleri gerekirken bizi beklettiler. Sarı alana verdiler. Ciddi bir durum olduğunu söylüyoruz. Hemşire bizi tersliyor. Kafamın içinde mermiyle bir saat beklettiler. Bir saat sonra tomografi sonra bir saat daha beklettiler. Normal bir odaya aldılar. En sonunda doktor neşter atıp çıkarttı. Sonra dikiş attı, geri gönderdi hemen. Beyin kanaması riskine karşı beni orada bekletmeleri gerekiyordu.”

Polis yaralı transı taciz etti: Zevk alıyor musun?
Hastanede başlayan ayrımcılık karakolda da devam etti. Polislerin ilgisiz tutumlarını eleştiren İlknur, kamera kayıtlarının verilmediğini belirtti. İlknur ile birlikte keşife çıkan sivil polislerden biri ise, saldırganları yakalamak yerine İlknur’u taciz etti:

“Karakola gittim, ‘şikayetçi olacağım mermi atıldı’ dedim. İfademi verdim. Sonrasında aşağıya indim. Sivillerin bizi olay yerine götüreceğini söylediler. Arabaya bindik sivillerle. Abide-İ Hürriyet Caddesi’ne gidiyorduk. Arabada bir tane sivil benle belden aşağı konuştu. Sik, göt muhabbeti yaptı. ‘Zevk alıyor musun, nasıl veriyorsun, hoşuna gidiyor mu’ gibi tuhaf tuhaf sorular sordu. Ben de tersledim haliyle.

Kamera kayıtları yokmuş!
“Olay yerinde ise bizi oyaladılar. ‘Burada kamera görüntüsü yok’ dediler. Ama bir sürü kamera vardı civarda. Koskoca cadde ayol, kamera görüntüsü olmaz mı? Ben de sinirlendim. Karakola gittiğimde senden de şikayetçi olacağım, dedim. Ben birini öldürsem beni anında bulurlardı. Trans olduğum için hiçbir şey yapmadılar.”

Şimdi ise İlknur ve SPoD LGBT Avukatı Rozerin Seda Kip, civardaki esnaftan ve binalardan kamera kayıtlarını kendileri almaya çalışıyor. İlknur davasında kararlı olduğunu söylüyor:

Daha önce de “Allahüekber” nidalarıyla saldırı
“Bu davada kararlıyım. Daha önce de sürekli saldırıya uğradık. Şişe, taş attılar. Ama böylesini hiç görmedim. Şişeden, taştan nasıl korunacağımı biliyorum. Ama silahtan nasıl korunayım ben? Psikolojik olarak çok kötü durumdayım. Başka lubunya arkadaşlarımıza da “Allahüekber” nidalarıyla saldırdılar yakın zamanda.”

Avukat Kip ise polis ve hastane personelinin görevini yerine getirmediğini söylüyor: “Saldırının gerçekleştiği Abide-i Hürriyet Caddesi çok işlek bir cadde. Kamera kayıtlarının olmaması mümkün değil. Hastanede ise ayrı bir ayrımcılık var. Beyin kanaması olan bir hasta nasıl eve gönderilir? Biz saldırganlarla uğraşırken aslında idari personelin sorumsuzluğunun üzerinde duramıyoruz. Görevlerini yerine getirmiyorlar.”

AİHM Travesti trans kadının evliliğini korumadı!

travestievlenmeFinlandiya’da bir kadınla evli olan bir travesti, trans kadın, cinsiyet kimliğinin yasal olarak tanınması için medenî durumunu değiştirmek zorunda bırakıldı. Ya medenî birliktelik, ya da boşanma

Eşcinsel evlilikleri tanımayan ülkede, Heli Hämäläinen adlı trans kadının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvuru dün reddedildi. Karara göre, 49 yaşındaki Hämäläinen’in 18 yıllık evliliği ya eşcinsel çiftlerin yararlanabildiği medenî birliktelik seviyesine düşürülecek, ya da çiftin boşanması gerekecek.Daha önceki kararlarında, kişinin cinsiyet kimliğinin yasal olarak tanınmasının hür iradenin temellerinden olduğunu belirten mahkeme, uluslararası insan hakları örgütlerinden eleştiri topladı.

“Ayrımcı yasalar, mahremiyet ve aile yaşamı haklarına karşı kullanılıyor”

ILGA-Europe’un Genel Başkanı Evelyne Paradis, mahkemenin transların maruz kaldığı aşağılayıcı ve ayrımcı uygulamaları kınayacağı önemli bir fırsatı kaçırdığını belirtirken Uluslararası Af Örgütü’nün Avrupa ve Orta Asya Programı Yardımcı Direktörü Jezerca Tigani ise “eşcinsel çiftlerin evlenmesine izin vermeyen ayrımcı yasalar Heli’yi mahremiyet ve aile yaşamı haklarından mahrum bırakmak için kullanılmamalı,” dedi.

Hämäläinen, Finlandiya yasaları uyarınca, cinsiyet kimliğinin tanınması için psikiyatrik değerlendirme ve kısırlaştırmaya da tabi tutulmuştu. Trans örgütleri, bu tür zorunlu tıbbî müdahalelerin transların insan haklarını ihlal ettiğini belirtiyor.

AYM’den bir ilk: Travesti ve Eşcinsellere sapkın demek nefret söylemidir

travestiyasaCinsel yönelim temelli nefret söylemi ilk kez Anayasa Mahkemesi kararlarında yer aldı. AYM, travesti ve eşcinsellere sapkın demenin nefret söylemi olduğunu kabul etti.Habervaktim.com internet sitesinin kendisini ve Kaos GL Derneği’ni hedef gösteren, nefret söylemi içeren yayınından ötürü Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuran Av. Sinem Hun’un başvurusu sonuçlandı.

Anayasa Mahkemesi, Habervaktim.com internet sitesinin “Kaos GL isimli sapkınların derneğinin de avukatlığını yürüten Ankara Barosu’na kayıtlı Sinem Hun” ifadelerinin cinsel yönelim temelli nefret söylemi olduğunu, Kaos GL Derneği’ni hedef aldığını ancak başvurucu yönünden nefret söylemi ve nefret suçu niteliği taşımadığını söyledi. Böylelikle ilk kez AYM kararlarında cinsel yönelim nefret söylemi tanınmış oldu.

Şeref ve itibara saldırı değilmiş!
Mahkeme, Hun’un maddi ve manevi hakkının korunması kapsamında şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarının kabul edilebilir olduğuna oy birliğiyle karar verirken; şeref ve itibara saygı hakkının ihlal edilmediğine oy çokluğuyla karar verdi.

Anayasa Mahkemesi kararın gerekçesini açıklarken, “Demokratik toplumda şiddet çağrısı veya nefret söylemi gibi çoğulcu demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçlayan ifadeler söz konusu olmadıkça kişiler hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmekten kaçınılması gerekmektedir” dedi.

Habervaktim.com’un “Siyonist uşakları yine teröre saldırdı” başlıklı haberini inceleyen AYM, “Siyonist uşakları” tabirinin AYM’ye başvuran Sinem Hun’u hedef almadığını öne sürdü.

AYM, Hun’un kendisi hakkındaki “sapkınların avukatı” tabirinin nefret söylemi içerdiği, şeref ve itibarına saldırıda bulunulduğu, habervaktim.com’un yayınlarıyla eşcinselleri sürekli hedef gösterdiği ve nefret söylemi ürettiği ifadelerini ayrıca inceledi.

AYM, “sapkın” demenin nefret olduğunu kabul etti
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hun’un başvurusu üzerine kovuşturmaya yer olmadığı kararını hatırlatan AYM, “sapkın” ifadesinin doğrudan Kaos GL’ye yöneltildiği ve Hun ile doğrudan bağlantısı olmadığını ifade etti.

AYM, “sapkınların derneği” ifadesinin doğrudan Kaos GL’yi ve “belli bir kesimi” hedef aldığını kabul etti. Böylece, LGBTİ’lere ve LGBTİ örgütlerine “sapkın” demenin hedef göstermek olduğu AYM tarafından tescillenmiş oldu.

Cinsel yönelime dayalı nefret söylemi ilk kez AYM kararlarında
Başsavcılık’ın kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararını kabul edilebilirlik yönünden de inceleyen AYM, cinsel yönelim temelinde nefret söyleminin “ırk, köken ya da renk” temelinde nefret söylemi kadar ciddi bir olgu olduğunu belirtti. Bu karar aynı zamanda AYM’nin nefret söylemine ilişkin de ilk kararı.

AYM üyesinden cezasızlığa itiraz
AYM’nin red kararına itirazlarını sunan AYM üyesi Osman Alifeyyaz Paksüt ise, “Başvurucu haberi yayınlayan sitenin esas itibariyle Yahudi karşıtlığı ekseninde açıkladığı görüşlerin doğrudan hedefi olmamakla beraber, bir şampuan reklamında Hitler’in kullanılmasının ırkçılık suçu teşkil ettiği düşüncesiyle şikayette bulunmuş olmasından dolayı, bahse konu internet gazetesinin hedefi olmuştur” dedi.

“Sapkın demek fikir özgürlüğü değildir!”
Paksüt, “sapkınların derneği Kaos GL’nin avukatı” ibarelerinin fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Farklı cinsel eğilimleri olan kişilere karşı toplumda egemen olan ayrımcılık, dışlayıcılık ve nefretin önlenmesinin, devletin pozitif yükümlülükleri olduğunda tereddüt bulunmamaktadır” dedi. Paksüt AİHM kararlarını hatırlatarak, eşcinsellere dönük nefret söyleminin cezalandırılmasında hukuka aykırılık olmadığını vurguladı.

Hun’un savunması gereken grup olan LGBTİ’ler üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını da sözlerine ekleyen Paksüt, “Başvurucunun katlanmak, hoş görmek zorunda olmadığı, hakaret içeren ifadelere karşı devletçe etkin bir biçimde korunması gerekirdi” dedi.

Av. Hayriye Kara: Nefret söylemi ilke kararı cinsel yönelim üzerinden
Kararı KaosGL.org’a değerlendiren Kaos GL Derneği’nden Avukat Hayriye Kara ise, “Bu oldukça önemli bir karardır” dedi ve ekledi:

“Bu karar Anayasa Mahkemesinin nefret söylemine ilişkin ilk kararıdır yani nefret söylemi ilk kez hukuki bir olgu olarak AYM kararında yer almıştır. Anayasa Mahkemesi başvuruyu kabul edilebilirlik yönünden değerlendirirken şeref ve itibara yapılan müdahalelere karşı hem hukuki hem de cezai yaptırımların söz konusu olduğunu, AYM’ye bireysel başvuru için tüm hukuk yollarının tüketilmesi gerektiğini belirtmiş olsa da hakaretin nefret söylemi kullanılarak edildiği iddia edilen başvurular açısından ceza muhakemesi yolunun tamamlanmış olmasını yeterli görmüştür. Kuşkusuz bu oldukça önemli bir karardır. Nefret söyleminin cezai bir müeyyidesinin olması gerektiği, hukuk davası yoluyla giderim sağlanmasının yeterli olmayacağı kararda açıkça belirtilmiştir. Ayrıca karar AYM’nin nefret söylemine ilişkin tavrını da ortaya koymaktadır. AYM’nin nefret söylemine ilişkin ilke kararının ‘cinsel yönelim’ gerekçe gösterilerek üretilen nefrete karşı olması önemlidir.

“Nefret söylemi Av. Sinem Hun’u da hedef alıyor”
“Her ne kadar kararda ‘sapkın’ ifadesi nefret söylemi olarak değerlendirilse de bu nefretin Kaos GL’ye yöneldiği, Av. Sinem Hun’a yönelmediği kabul edilmiştir. Kararda karşı oy gerekçesinde de açıkça belirtildiği gibi 2cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği’ gerekçe gösterilerek üretilen nefret sadece LGBTİ’leri hedef almıyor. LGBTİ’lerin aileleri, avukatları ve onlarla birlikte hak savunuculuğu yapan herkesi hedef alabiliyor ve bu nefret söylemlerinin toplumsal yansımaları sayılan gruplara yönelik nefret suçu olabiliyor. Bu nedenle ‘sapkınların avukatı’ ifadesinde yer alan nefret söyleminin Av. Sinem Hun’u hedef almadığı söylenemez.”

Ne olmuştu?
Avukat Sinem Hun, “Hitler’li şampuan reklamı” olarak tanınan “Biomen” isimli şampuanın reklam filminde kadın kimliğine hakaret ve Yahudilere karşı nefret söyleminde bulunulması sebebiyle “suçluyu övme ve halkın bir kesimini aşağılama” suçlarının işlendiğini belirterek; Biota İlaç ve Kozmetik Laboratuvarları ve Marka Reklam şirketinin yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Bunun üzerine habervaktim.com sitesi “Siyonist uşakları yine teröre saldırdı” başlıklı bir yazıyla hem Sinem Hun’u hem de Kaos GL Derneği’ni hedef göstermiş; Yahudi karşıtlığı ve ırkçılığın yanı sıra “sapkınların derneği Kaos GL” diyerek homofobik nefret söyleminde bulunmuştu.

Hun’un yazıya ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı başvuru kovuşturmaya gerek olmadığı iddiasıyla reddedilmiş; bunun üzerine Av. Hun Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.

Travesti Trans federasyonu kurulacak

Trans kadın aktivistler Antalya’da 4 günlük kampa girdi. Ayrımcılık ve şiddete karşı biraraya gelen trans kadınlar ortak mücadele etmek ve trans aktivizminin daha görünür olmasını sağlamak için kampta ‘trans federasyonu’ kurma kararı aldı.

Travesti kadınlar buluştu: Rekabet değil dayanışma!

transagikampiTrans kadınlar Pembe Hayat’ın düzenlediği “Travesti Kadın Ağı Kampı”nda sorunlarını ve çözüm yollarını konuştu: Rekabet değil dayanışma! Birlikte mücadeleyle özgürleşmeye!İstanbul, Ankara, Mersin, Eskişehir ve İzmir’den trans kadınlar Pembe Hayat’ın düzenlediği “Trans Kadın Ağı Kampı”nda bir araya geldi. Antalya Side’de yapılan kampta trans kadınlar 4 gün boyunca sorunlarını, taleplerini ve çözüm yollarını tartıştı.

Kaos GL Derneği’nden Yıldız Tar’ın moderasyonunu üstlendiği forumlarda trans kadınlar; birlikte iş yapabilme pratiğini geliştirmenin önemini vurguladı. Forumlarda öne çıkan ana başlıklar ise şöyle:

Trans kadınlar arasında dayanışmayı büyütme
“Trans kadınlar arasındaki rekabetle mücadele etmeli ve dayanışmayı yükseltmeliyiz. Çeşitli yerlerdeki trans kadın hareketini birlikte hareket ettirecek mekanizmalar kurulmalı.

“Trans kadınların acil ve yakıcı yaşam hakkı mücadelesinin yanısıra; istihdam, sosyal haklar, sağlık gibi alanlarda da ortaklaşa politikalar üretmeliyiz.

“Daha çok trans kadını harekete katabilecek, taleplerini görünür kılabilecek örgütlenme biçimlerini yaygınlaştırmalıyız.

“Farklı meslek gruplarından transların varlığını ve mücadelesini görünür kılmalıyız. Kültür sanat gibi alanlardaki trans kadınlarla dayanışma ağını güçlendirmeliyiz.”

Kamp; trans kadınların bir araya gelebileceği daha geniş toplantılar yapılması kararıyla sonlandı. Bu toplantıları örgütlemek için bir komisyon kuruldu.

Havalimanında transfobik taciz!
Kamp dönüşü İstanbul’a giden trans kadınlar havalimanında transfobik tacize uğradı. Güvenlik görevlilerinin gülüşme ve hakaretlerine maruz kalan trans kadınlar; durumu şikayet etti. Polis çağırdı. Havalimanında yaşanan gerginliğin ardından Antalya Havalimanı Genel Müdürü ve polis ekipleri trans kadınlardan özür diledi.

*Trans Kadın Ağı Kampı Pembe Hayat ve Kaos GL Dernekleri’nin yürüttüğü “Ayrımcılığa Karşı Gökkuşağı” projesi kapsamında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu DİHA Programı tarafından desteklenmektedir.

Travesti ve LGBTİ’lerin varoluşu suç görülüyor

travestidestekCumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, “Travesti ve LGBTİ’lerin varoluşu suç görülüp, homofobi ve transfobi besleniyor. Yeni yaşam çağrısı cinsel özgürlükçü toplumdur” dedi.Cumhurbaşkanı adayı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Selahattin Demirtaş Şişli Kent Kültür Merkezi’nde yapılan bir basın toplantısıyla “Yeni Yaşam Çağrısı” başlıklı tutumlu belgesini açıkladı.

“Yeni yaşam çağrısı cinsel özgürlükçü toplumdur”
“Yeni Yaşam Çağrısı”nın radikal demokrasi olduğunu belirten Demirtaş; LGBTİ’lere dönük baskı politikalarını eleştirerek, “Yeni yaşam çağrısı cinsel özgürlükçü toplumdur” dedi ve ekledi:

“Farklı cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği sebebiyle öldürülen, baskı gören, dışlanan LGBTİ bireyler sistem tarafından görmezden geliniyor. LGBTİ’lerin varoluşu suç görülüp, homofobi ve transfobi besleniyor. Yeni yaşamda bütün cinsel kimlikler eşit yurttaşlık haklarıyla, ayrımcılığa uğramadan, hayatın her alanında özgürce onurlu bir varoluş sürdürebilecekler.”

Demirtaş kadın cinayetlerine ilişkin ise şunları kaydetti:

“Her gün en az beş kadın katlediliyor. Kadına söz ve iktidar alanı bırakmayan erkek egemen toplumun kadın katliamı hızını kesmeden sürüyor. Kadına yönelik her türlü şiddetin ve ayrımcılığın karşısında ilkesel tutum sahibi olduk, bundan sonra da bu tutumuz devam edecektir. Yeni yaşam ancak kadınların öncülüğünde örgütlenebilir. Her toplum kadınların özgürlüğü kadar özgürdür.”

Erdoğan, İhsanoğlu, LGBTİ?
Diğer Cumhurbaşkanı adayları Recep Tayyip Erdoğan ve Ekmelettin İhsanoğlu, LGBTİ’lerin özgürlüğüne ilişkin herhangi bir vaatte bulunmazken İhsanoğlu homofobinin evrensel bir mesele olmadığını öne sürmüştü. Erdoğan hükümeti döneminde ise AKP, anayasaya cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin geçmesine karşı çıkmış; AKP’li vekiller eşcinselliğin hastalık ve sapkınlık olduğunu iddia ederek Meclis kürsüsünden homofobik nefret söylemini yaygınlaştırmıştı.

“Bağlamadan başka bir şey çalmıyor”
Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yuhalattığı Berkin Elvan’ın ailesini alkışlatan Demirtaş’ın seçim sloganı ise yolsuzluklara gönderme yapıyor: “Bir cumhurbaşkanı adayı düşünün ki, bağlamadan başka bir şey çalmıyor.”

Demirtaş, yeni yaşamın; etnik, dinsel, cinsel ve sınıfsal ayrımcılığın karşısında sesi duyulmayanın, iktidar sahibi olmayanın, güçsüz kılınanın yanında yeşereceğini belirtti. Demirtaş’ın tutum belgesinde öne çıkan başlıklar şöyle:

“Halkların anayasası”
“Türkler, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Ezidiler, Süryaniler, Keldaniler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Pomaklar, Romanlar, hep birlikte demokratik ulusu oluşturmaktadır. Her türlü tekçilik son bulacak, yerine çoğulculuk esasına dayalı bir anlayış egemen kılınacaktır. Devletin anayasası döneminden halkların anayasası sürecine geçişi gerçekleştireceğiz.

“Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler, Ezidiler gibi ezilen ve dışlanan tüm inanç ve kültürel grupların üzerindeki baskılar kaldırılmalı, herkesin dini inançlarını ve dünya görüşü çerçevesinde sosyal hayatını özgürce yaşamasının önü çoğulcu demokrasiye uygun bir şekilde açılmalıdır.

“Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır”
“Anadilinde ibadet hakkı sağlanmalı, bugüne kadar devletin resmi din anlayışına hizmet eden Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Devletin herhangi bir kurumla din ve inanç özgürlüğü üzerinde oluşturduğu tekçi tahakküme son verilmeli, başta ders kitapları olmak üzere tüm dokümanlardan farklı kimlik ve inançlara dönük nefret suçları içeren ayrımcı söylemler temizlenmeli ve bunlara cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.

“Cemevleri ve farklı din ve inançlara ait tüm mekanlar yasal statüye kavuşturulmalı.

“Hayvanların yaşam hakkını savunuyoruz”
“Karnımızı doyuran toprak, kanımızı temizleyen hava, yaşamın kaynağı su ve bu dünyayı paylaştığımız diğer türler: Bugün bunların hepsi için direnmeyi göze alamayanların demokrasiden, adaletten ve insanlık için bir gelecekten bahsetmesine imkan yoktur.

“Yaşam hakkı sadece insanlar için geçerli bir hak değildir. Bu gerçeklikten hareketle bütün hayvanların da yaşam hakkını savunmak temel ilkelerimizdendir.

“Gençlik başa çıkarılacak kesimdir”
“Kuracağımız ’Cumhur Meclisleri’ içerisindeki gençlik meclisleri ile siyasetin ve hayatın her alanında gençliğin aktif katılımı sağlanacak ve gençlerin örgütlenmesinin önündeki tüm yasal engeller kaldırılacaktır. Gençlerin siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını etkin bir şekilde yürütmesi devletin yükümlülüğünde olacaktır.

“Gençliğin sorunlarıyla uğraşmak yerine gençliği bir asayiş sorunu olarak tanımlayarak zapt etmeye çalışan zihniyete karşı yeni yaşam gençliğin sesi olacaktır. Yeni yaşamı bizlere gençler müjdeliyor. Gençlik başa çıkılacak değil, başa çıkarılacak kesimdir.

“Esnek çalışma başlığında toplanan, güvencesiz, taşeronlaşmış, sigortasız olarak çeşitli şekillerde biçimlenen çalışma koşulları emeğin maddi haklarını gasp etmenin ötesinde, emekçilerin tüm yaşamına dair haklarını da ellerinden almaktadır.

“İş cinayetlerinin denetlenmesi, çocuk işçiliğinin önlenmesi, mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesi için doğrudan müdahil olan, başta güvencesiz çalışanlar olmak üzere tüm emekçilerin sosyal haklarının takipçisi bir cumhurbaşkanlığı hedefliyoruz.”