escinsel-penguen-kitabi-olay-yaratti-951524

eşcinsel travesti penguen kitabı çıktı ve dünyayı karıştırdı

Singapurlu yetkililer travesti eşcinsel karakterleri öne çıkaran iki kitabın kütüphanelerden kaldırılmasına karar verdi.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Bu karar ağırlıklı olarak muhafazakâr yapıya sahip ülkede eşcinsel hakları ile ilgili tartışmaları alevlendirdi.

İlgili Haberler ‘İklim değişikliği penguenleri tehdit ediyor’ Nintendo’dan eşcinsel oyun karakterine ret ‘Eşcinsel’ penguenler ayrıldı Devamı için tıklayın İlgili Konular Çevre / İklim, Yaşam Kaldırılan iki kitaptan Tango Makes Three (Tango Üç Yapar) gerçek bir hikâyeye dayanıyor.

Kitapta New York Hayvanat Bahçesi’nde aynı yumurtaya kuluçkaya yatan iki penguenin hikâyesi anlatılıyor.

ABD’de de tartışma yaratan bu kitap, Amerikan kütüphanelerinde raftan çıkarılması için şikâyetlere hedef olan kitaplar arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Singapur’da tepki toplayan ikinci kitap ise The White Swan Express (Beyaz Kuğu Ekspresi).

Kitap, Çin’de evlat edinmeye çalışanları konu alıyor; bu kişiler arasında evli olmayan bir anne ve lezbiyen bir çift bulunuyor.

Kitaplar yerel bir kütüphanenin içerikle ilgili kaygılarını Ulusal Kütüphane Birliği’ne iletmesinin ardından alınan kararla kütüphanelerden kaldırıldı.

BEŞ BİN İMZA TOPLANDI

Ulusal Kütüphane Birliği, çocukların erişimi olan kitaplar söz konusu olduğunda ‘aile kurumunu korumak ve bu travesti konularda daha ihtiyatlı davranmak’ kaygısıyla hareket ettiklerini söylüyor.

Kitapların kütüphanede yerini tekrar alması için şu ana kadar yaklaşık beş bin imza toplandı.

travesti Eşcinsel ilişki Singapur’da yasak. Eşcinsel hakları savunucuları bu yasağın anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yasal girişim başlattı.

Hükümet ise fiilen uygulanmayacağını vurguladığı yasağın, toplumun genel değerlerini yansıttığı için mevzuata aykırı olmadığını savunuyor.

Geçtiğimiz ay ülkede düzenlenen ‘Pembe Nokta’ eşcinsel onur yürüyüşüne muhafazakâr kesim tepki gösterdi.

demirtas(3)

Demirtaştan travesti ve eşcinsellere savunma sözü

Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, İstanbul’da KA.DER’in düzenlediği bir toplantıda kadın örgütlerinin temsilcileri ile bir araya geldi.
Kadın örgütlerinin sorularını yanıtlayan Demirtaş; kadın aday çıkaramadıkları için özeleştiri verdi. Kadın cinayetlerine ilişkin, “Öldürülen kadının tabutunu cumhurbaşkanı da omuzlamalı. Bizatihi erkeğe, aşirete, aileye yerinde mesaj vermeli. Doğusu, batısı yok. Kürtlük ve Türklükle ilgili değil. Erkek egemen sistem ile ilgili” travesti dedi.
“Kürtaj kadının kararıdır”
Demirtaş’ın kürtaj sorusuna cevabı ise şöyleydi: “Kadın bedeni üzerinde kimsenin tasarruf hakkı yok. Devletin bunu tartışması bile utanç verici. Bu kadının birey olarak vereceği bir karardır. Ne kocanın ne de Başbakan’ın elindedir.”
“Amasız insan haklarını savunuyoruz”
travesti ’lerin hakları ve seks işçilerine dönük saldırılara ilişkin ise Demirtaş, “İnsan hakları ’amasız ancaksız’ hayata geçirildiği oranda insan haklarıdır. Kişilerin cinsel kimlikleri, cinsel yönelimleri insan haklarında kriter değildir. LGBTİ’ler de dahil olmak üzere herkes toplum içerisinde insanca yaşamalıdır, yeni yaşam belgemizin ilkesi de budur. ’Ama’ dediğiniz zaman insan hakkı ortada kalmaz. Bütün ayrımcılığı uğrayan kimliklerde dik durmak gerekiyor” dedi.
“Risk almadan toplumsal dönüşüm olmaz”
Bu tutumlarının siyasi bir risk olup olmadığına ilişkin ise Demirtaş’ın cevabı, “Evet risktir. Biz bugüne kadar hangi siyasi projemizde risk almadık ki. Ötekileştirilmiş kimlikleri karşımıza alsaydık, biz de iktidara travesti yürüyebilirdik. Kadın özgürlüğünü savunurken, Kürtlerin, Ermenilerin haklarını savunurken de siyasi risk almış oluyorum. Ancak risk almadan toplumsal dönüşüm yaşanamaz ki” şeklinde oldu.
Demirtaş’tan önce KA.DER toplantısına katılan diğer Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ise, travesti ve eşcinsel sorusunu geçiştirmiş; kürtaja ilişkin “Verilen canı insanın alma hakkı var mıdır” demişti. Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan ise KA.DER’in davetine henüz yanıt vermedi. (ajanslar)

Bölüm başkanı doçente eşcinsel travesti ilişki suçlaması yapıldı

TUNCELİ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı erkek Yrd. Doç. Z.Ö.’nün, bazı erkek öğrencileri ile sınıf geçirme veya not yükseltme karşılığında cinsel ilişkiye girdiği iddiası ortalığı travesti karıştırdı. Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ’un görevden alındığını söylediği Yrd. Doç. Dr. H.O. hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldı.

Üniversitedeki erkek öğrencilerden H.O. bir kız öğrenciyi de tanık göstererek, kendisi gibi erkek olan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Z.Ö.’nün cinsel ilişki teklifiyle karşılaştığını söyleyerek şikayette bulundu. Dilekçesinde sapık teklifin hem sözlü, hem de bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden yapıldığını belirten H.O., bununla ilgili elinde yazılı belge olduğunu, Yrd. Doç. Dr. Z.Ö.’nün başka erkek öğrencilerle de ilişki yaşadığını bildirdi.

H.O.’nun şikayet dilekçesini geri çekmesine karşın Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ, bir eğitim kurumunda böyle bir olaya izin verilemeyeceğini belirterek önce Yrd. Doç. Dr. H.Ö.’yü görevden aldı ve hakkında soruşturma başlattı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca konuya ilişkin başlattığı soruşturmanın devam etitği belirtilirken, Rektör Prof. Dr. Durmuş Boztuğ, “Böyle bir olayın iddia olarak dile getirilmesini bile kabul edilecek bir durum değildir ve olayı soruşturmak üzeri bir komisyon oluşturduk. Ve Yrd. Doç. Dr. derhal bölüm başkanlığı görevinden alındı ve soruşturma bitene kadar hiçbir derse girmemesi kararı travesti alındı. Soruşturmayı titizlikle yapacağız ve ortaya çıkacak sonuca göre hiçbir taviz vermeden hareket edeceğimizi kamuoyuna bildiririz” dedi.

ÖĞRENCİLER EĞİTİM- SEN’E ŞİKAYET ETTİ

Eğitim- Sen Tunceli Şubesi, olayla ilgili Yrd. Doç. Z.Ö., ile ilgili bölüm öğrencilerinden sendikalarına bir çok şikayet geldiğini açıkladı. Açıklamada, şöyle denildi:

“Tunceli Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışan Z.Ö.’nün derslerini yürüttüğü bazı öğrencilere, bulunduğu pozisyonu ve hiyerarşiyi kullanarak ’fiili livata’ uyguladığı iddia edilmiştir. Şahıs hakkında başlatılan ilk soruşturma, öğrenciler dilekçelerini geri çektikleri, ya da çektirildikleri için kapatılmıştır. İtirazlar üzerine soruşturma yeniden açılmış ve komisyon değiştirilerek farklı bir soruşturma komisyonu kurulmuştur. Yeni kurulan komisyonun gerçek anlamda YÖK Disiplin Yönetmeliği’ni uygulanıp travesti uygulanmayacağı merak konusudur.”

837866-020720141328240954294_2

Beni travesti gay sandı , tecavüz etti bende öldürdüm onu

Merkez Sarıçam İlçesi’nde 30 Aralık 2013’te devriye gezen jandarma ekipleri, Menekşe Köyü yakınlarındaki ağaçların arasında park halindeki 01 TV 774 plakalı kamyonette 2 çocuk babası Selahattin Orhan’ın cesedini buldu. İnşaat ve dekorasyon işleri yapan Selahattin Orhan’ın Kilis’te çalıştığı, olaydan 10 gün önce Adana’ya döndüğü belirlendi. Ekiplerin yaptığı araştırmada Orhan’ın cinayetten 4 gün önce evden ayrıldığı ve kendisinden bir daha da travesti haber alınamadığı ortaya çıktı.

Adana İl Jandarma Komutanlığı’nın kurduğu özel ekip, Selahattin Orhan’ın otomobil ile geçiş yapabileceği güzergahlardaki mobese ve işyerlerine ait güvenlik kamerası kayıtları toplandı. 200 işyeri güvenlik ve MOBESE kamerasının kaydını inceleyen ekipler, olay günü Orhan’ın yanında bir kişinin olduğunu saptadı. Bu kişinin üzerindeki mont ile olay yerinde bulunan kanlı montun aynı olduğu da belirlenince, cinayeti Murat Fidan’ın işlediği saptandı. Ekipler, Fidan’ı Mersin’in Silifke İlçesi’ndeki Taşucu Limanı’nda bir restoranda garsonluk yaparken istanbul travestileri yakaladı.

’SANIKTAN CİNSEL İSTİSMAR SAVUNMASI’

Adana 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ’kasten öldürme’ suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan Murat Fidan savunmasında cinsel istismara uğradığını öne sürdü. Olay günü Selahattin Orhan’la uyuşturucu aldıklarını söyleyen Fidan, olayı şöyle anlattı:

“Arabayla seyir halindeyken daha önce aldığı esrarı bana verdi. Ben de esrarı sigara olarak sardım. Seyir halindeyken esrarı içtik. Daha sonra Selahattin elini bacağıma atarak okşamaya başladı. Ben kızınca şaka olduğunu söyleyerek konuyu geçiştirdi. Birlikte esrar içerek Çukurova Üniversitesi’nin arka taraflarına doğru ilerliyorduk. Ben fazla vaktim olmadığını geri dönmem gerektiğini söylememe rağmen aracı sürmeye devam etti. Ağaçlık alanda travesti durup araçtan inerken tekrar elini bacağıma attı, çekmesini istedim şaka yaptığını söyledi. Bana ’Birazdan sakinleşirsin, yumuşarsın meyve suyunun içerisine hap attım’ dedi. İçtiğim esrar ve meyve suyunun etkisiyle kendimden geçmeye başladım. Bacağımda sıcaklık hissettim, tepki gösterdim ama sonra kendimden geçmişim. Kendime geldiğimde arabanın arka tarafındaydım, Selahattin ve benim pantolonlarım yarıya kadar inik olduğunu gördüm. Arabada bulunan bıçağı alıp olayı nasıl gerçekleştirdiğimi hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde arabanın dışındaydım üzerimde kan vardı, Selahattin de arabanın içinde yatıyordu. Sonra oradan uzaklaştım. Aldığım uyuşturucunun etkisiyle ne yaptığımı bilmiyordum.”

Murat Fidan ayrıca, daha önce bir eşcinsel birinin kendisine sarkıntılık ettiğini bununla ilgili ceza aldığını da Selahattin Orhan’a anlattığını bu yüzden kendisini ’gay travesti ’ sanmış olabileceğini savunmasına ekledi. Ölen Selahattin Orhan’ın eşi Hava Orhan eşinin uyuşturucu kullanmadığını öldüğü gün üzerinde 5 bin lira para olduğunu arabayı teslim aldıklarında bu paranın olmadığını söyledi.

Mahkeme heyeti son sözünde pişman olduğunu söyleyen Murat Fidan’ı müebbet hapis cezasına çarptırdı, cezadan ise herhangi bir indirim yapmadı.

Travestiler Şehir Dışına Çıksın

İzmir’de, mahallesindeki travestilerden şikayet eden bir kişi, para vererek eyleme getirdiği bir kaç vatandaşla beraber “mahallede travesti istemiyoruz” eylemi yaptı.İzmir’de bir kişi, mahallesindeki travestilerin şehir dışına çıkartılması için eylem yaptı.

Alsancak semti Bornova Sokağı’nda kalabalığın en yoğun olduğu yerde kürsü kuran Fethullah Öznur, para verip eyleme getirdiğini söylediği kişilerin taşıdığı enteresan dövizlerle travestileri protesto etti.

Travestilerin şehir dışına çıkarılmalarını ve devlet kontrolünde resmi yoldan çalışmalarını talep eden Öznur, İzmir’in bir çok fazla semtinin geceleri travestilerin işgali altında olduğunu ileri sürdü.

Travestilerden şikayet eden 200 esnafın kendisinin hazırlamış olduğu dilekçeye imza verdiğini ancak, yapmış olduğu eyleme korktukları ve çekindikleri için gelmediklerini açıklayan Öznur, şu şekilde açıkladı :

“Esnaf ıstırap çekiyor. Burada büyük endişe imparatorluğu var. Bunlar hepsi benim yanımda çalışan vatandaşlar . Ben paralarını verdim bunları bu eyleme yanımda getirdim. Burada gece gündüz fuhuş yapılıyor. Tek başıma geliyorum burayı denetliyorum. Öldürseler beni vazgeçmem. İçim kan ağlıyor. Sarhoşlar ayyaşlar için buradayım onların haklarını savunmak için buradayım. Ben bu manzarayı görünce içim kan ağlıyor. Bu insanlar şehir dışına alınsın, Avrupa standartları çerçevesinde . Zira küçük çocuklar dahi oraya gidiyor. Benim oğlum yarın düşebilir imansız gidebilir. Ben bunun feryadını veriyorum.”

Basın açıklamasının peşinden bir zaman esnafla sohbet eden Öznur, daha akabinde mahalleden ayrıldı. – İzmir

Mersin Polisinden travestilere saldırı

Mersin’de polis travesti kadınlara sokak ortasında işkence yaptı, “Defolun gidin lan” diyerek gaz sıktı, coplarla saldırdı.Polisin trans kadınlara dönük şiddeti durmak bilmiyor. Kabahatler Kanunu’nu bahane ederek translara saldıran polis, dün gece saatlerinde Mersin’de 7 trans kadına sokak ortasında işkence yaptı.

Aralarında Mersin 7 Renk’ten trans aktivistlerin de olduğu trans kadınlara durduk yere biber gazı sıkan polis, trans kadınları coplarla darp etti. Saldırıya uğrayan translardan Mersin 7 Renk aktivisti Ece Yiğit yaşadıklarını KaosGL.org’a anlattı:

Çevreyi rahatsız ettin dayağı!
“Dün gece İsmet İnönü Bulvarı’nda İstikbal Durağı’nda diğer kızlarla oturuyorduk. 7 kişiydik ve sadece sohbet ediyorduk. O sırada yanımızda da bira içen bir adam oturuyordu. Derken polisler geldi ve durduk yere bize, ‘Çevredeki insanlar rahatsız oluyor, def olun gidin lan buradan’ dedi. Biz ne olduğunu anlamadık açıkçası. Ses yapmıyorduk, sadece oturuyorduk. Taşkınlık filan yoktu. Yanımızdaki adam polislere tepki gösterdi, ‘Size ne zararı var bu insanların? Oturuyorlar işte’ dedi. Polis önce adama saldırdı. Coplarla dövdü. Sonra da bizim gözümüze biber gazı sıktılar. Tepki gösterince de coplarla darp ettiler bizi.”

Polis inkar ediyor!
Trans kadınlar ardından zorla karakola götürüldü. Karakolda polis herhangi bir işlem yapmazken; trans kadınların tutanak tutulması talebini de reddetti. Karakolu arayan Mersin 7 Renk ve Pembe Hayat yetkililerine ise polis yalan söyledi: “Öyle bir vaka yok burada. Nereden çıkarıyorsunuz?”

Herhangi bir işlem yapılmayınca trans kadınlar karakoldan ayrıldı. Şimdi ise yaşadıkları işkencenin ardından MOBESE kayıtlarının incelenmesini istiyorlar.

Nefret cinayetlerinin failleri ceza almıyor!
Mersin’de 25 Mayıs’ta ise Cansu isimli trans kadın Miraç Kandili bahane edilerek saldırıya uğramıştı. Aralık ayında ise, Pozcu’da trans seks işçisi Deniz sopalı ve bıçaklı saldırıya uğramıştı. 2006 yılından bu yana Mersin’de 4 transfobik nefret cinayet işlendi. Kayıtlara nefret cinayeti olarak geçmeyen bu saldırıların failleri ise, gereken cezaları almıyor.

fft2mm5436037

Eşcinsel travesti şovmene dayak şoku

İngilizce öğretmeni Nedim Uzun, 2002 yılında çalıştığı Balıkesir’in Erdek İlçesi’ndeki özel bir dil kursunda, kadın görünümüne soktuğu öğrencilerle çektirdiği fotoğrafların basında yer almasının ardından işinden oldu. İşsiz kalınca çeşitli eğlence yerlerinde şov programlarında çalışmaya başlayan Uzun’un son durağı Bodrum oldu.

Bodrum’da daha çok  gayların devam ettiği barda haftanın üç günü, kadın kıyafetleri giyerek ’Madam Marika’ karakteriyle şovlar yapan Nedim Uzun, iddiaya göre Cumartesi günü, iki aydır çalıştığı işyerinden toplam 1200 lira olduğunu ileri sürdüğü alacağını isteyincedayak yedi.. Bodrum Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirilip, darp raporu alan Uzun, gay olduklarını ileri sürdüğü işyeri sahibi A.T. ile sevgilisi Ş.Y. hakkında Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne şikayetçi oldu.

’KARNINI DOYURUYORUZ, NE PARASI?’

Uzun, emniyet müdürlüğünden çıkışta DHA muhabirine yaşadıklarını şöyle anlattı: “İki aydır çalıştığım gay travesti bardan alacağımı istedim. ’Ne parası, Bodrum gibi bir yerde tatil yapıyorsun, karnını doyuruyoruz, daha ne istiyorsun’ denildi. Paramı vermediler. Olay günü ünlülerin falcısı olarak tanınan arkadaşım ’Medyum Ayhan’ ile Türkbükü’ne gitmiştim. İşyerimden arayıp, çağırdılar.

Çalışma günüm olmadığı için saat 21.30’da orada olacağını söyledim. Mekanın işletmecisi A.T., beni döveceklerini belirten bir mesaj attı. Akşam bara dönüp, odama çıktığımda, ’Geç geldin’ bahanesiyle her ikisi de eşcinsel olan A.T. ile birlikte yaşadığı sevgilisi Ş.Y. beni darp etti. Kıyafetlerime, peruklarıma el koydular. Yakacaklarını söyleyip, ’Seni yaşatmayız’ diyerek, tenditler savurdular, anneme küfür ettiler. Dağ başında değiliz, burası Türkiye Cumhuriyeti, ben de Nedim Uzun’um. Mecburiyetten Madam Marika’yım. Ekmek parası kazanmak için kadın kılığında soytarılık yapıyorum. Yoksa asıl mesleğimi İngilizce öğretmenliği. Bana hakaret edip, aşağıladılar. Biri burnuma yumruk atıp, gözlüğümü kırdı. Diğeri saçlarımdan tutup yerde sürükledi. Çığlıklarıma, çevredekiler koştu.” Uzun, olayın ardından arkadaşı medyum Ayhan’ın kendisini hastaneye ve polise götürdüğü de söyledi. A.T. ve Ş.Y. ise haklarındaki iddialarla ilgili açıklama yapmadı.

Travesti olduğu için devlet ilgilenmedi

travestieviHasta, yaşlı ve can güvenliği tehlikedeki travesti bireyler için açılan trans sığınmaevi, birinci yılını doldurdu. Sığınmaevinde kalan translar, devlet tarafından ölüme terk edilmiş olmaktan şikayetçi.

İstanbul Dolapdere’de açılan “Trans Sığınmaevi”, bir yıl içerisinde 30 hasta, yaşlı ve can güvenliği tehlikedeki trans bireyi barındırdı. Dünyada ilk kez Türkiye’de hayata geçen projenin, yakın zamanda Avrupa’da uygulanması planlanıyor. 2 odalı bir daireden meydana gelen sığınmaevinde halihazırda 6 trans kalıyor. Sığınmaevinin aylık 1000 TL civarındaki kirası ile diğer ihtiyaçlarını, maddi durumu görece iyi olan trans bireyler karşılıyor.

Sığınmaevinin önümüzdeki dönemde huzurevine dönüşmesini hedeflediklerini anlatan dernek yetkilisi Kıvılcım Arat, “Sosyal devlet denilen kavramın belli gerekçeleri var, bunun içinde sağlık ve barınma da dahildir. Ancak trans bireyler, kimliklerinden dolayı bu hakların hiçbirinden yararlanamıyor. Devlet tarafından ölüme terk ediliyoruz. Biz de kendi başımızın çaresine bakmaya çalışıyoruz. Neyse ki etraftan herhangi bir olumsuz yaklaşımla karşılaşmıyoruz” diyor.

“Tarlabaşı değerlendi evden atıldım”

3 aydır trans sığınmaevinde kalan 46 yaşındaki Avşar H. , öncesinde Tarlabaşı’nda yaşıyormuş. Ancak bölge dönüşüme girince ev sahibi onu evden atmış. Önce sokaklara düşmüş Avşar, sonra da sığımaevi yetkilisi tarafından buraya davet edilmiş.

Avşar, “28 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Fuhuş yaparak para kazanıyorum. Aynı zamanda uyuşturucu bağımlısıydım. Sığınmaevine geldiğimden beri kullanmıyorum, bıraktım. Bu ortam bana çok iyi geldi. Biz transların böyle bir ortama çok ihtiyacı var” diye konuşuyor.

Etraftan olumsuz bir yaklaşım olmaması için sokağa 15 günde bir makyaj yapmadan çıktığını anlatan Avşar, şöyle devam ediyor:

“Burada herkesi için bir iş bölümü var. Örneğin yemekleri ben yapıyorum. Sokağa çıktığımda polis sürekli ceza kesiyordu, şimdi en azından böyle bir duruma maruz kalmıyorum. Keşke bir sigortam olsaydı, yaşlılığımda huzurlu olsaydım. Çok korkuyorum…”

47 yaşındaki Okşan M. İse 3 yıldır prostattan şikayetçi. “Hastalığımın tedavisi antibiyotik değil ama hastane bana sürekli antibiyotik verip beni gönderiyor. Yeşil kartım olmasına rağmen travesti olduğum için beni tedavi etmiyorlar. Sağlık sorunlarımdan dolayı 250 liralık evimde kalamadım, buraya sığındım” diyor.

KUTU: Erkek sığınmaevi de açıldı

Öte yandan Türkiye’nin ilk erkek sığınmaevi, Şefkat- Der tarafından 2000 yılında Konya’da açılmıştı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından açılan ilk erkek sığınmavi ise, geçen yıl İzmir ve İstanbul’da hizmete girdi. Ancak bu sığımaevlerinde kalmak için mahkeme kararı olması gerekiyor.

travesti annesi aktivist : ” Benim oğlum eşcinsel “

travestiannetravesti Gay annesi aktivist : ” Benim oğlum eşcinsel “
Bir yanıt bırakın

Hayatımızın merkezi çocuklarımızdı. Onlara iyi bir gelecek sağlamak en büyük amacımızdı. Hayatımız, 2000 yılının Mayıs ayında, oğlumuzun travesti eşcinsel olduğunu öğrenmemizle tepetaklak oldu.

O yıl oğlum, daha önce olmadığı kadar huzursuzdu. Özellikle cinsellik konusunda ağzını bıçak açmıyordu. Halbuki 15 yaşındaydı. Ergenliğe girmişti.

Cinsellik gündeminde hayli önemli yer tutuyor olmalıydı. Ama ne zaman kız arkadaşının ya da cinsellikle ilgili bir sorusunun olup olmadığını sorsak konuyu geçiştirip odasına kapanıyordu.

Tanıdığım oğlum, anlayamadığım bir şekilde değişiyordu.

Birkaç ay boyunca kendi kendimi yiyip durdum: Neden cinsellik konusunda içine kapanmıştı? Ergenliği mi anlayamıyordu? Acaba tatsız bir deneyim mi yaşamıştı?

Daha da fenası, biri bir şey mi yapmıştı? Eşcinsel miydi? Bu soruları kocamla paylaşma konusunda tereddütlüydüm ama sonunda tek başıma altından kalkamayacağımı anladım ve bir gece ona açıldım.

Homofobik insanlar değildik, daha doğrusu hayatımızda eşcinselliğin yeri de yoktu. Etrafımızda açık gay kimliğiyle yaşayan biri de. Kocam kuşkularımı beklediğimden daha soğukkanlı karşıladı. Konuyu benim büyüttüğümü, çocukta bir anormallik olmadığını söyledi.

Ertesi gün işinden erken geldi. Oğlan da okuldan gelince üçümüz salonda oturduk. Önce yine kız arkadaş konusunu açtık. Baktık oradan bir sonuca varamıyoruz, kendi tanışmamızı, flört dönemimizi anlattık.

Yine açamadık. En sonunda ben dayanamadım, “oğlum eşcinsel de olabilirsin. Sen bizim evladımızsın” dedim. Önce inkar etti ama sonra gözümün içine bakamadan, “evet anne ben gay’im” dedi. Son aylarda yaşadığı kafa karışıklığını, bir kıza değil de bir erkeğe ilgi duyduğu için hissettiği suçluluk duygusunu, kendisinin durumunu iki ay önce kabul ettiğini ve şimdi buna alışmaya çalıştığını anlattı.

Aylardır kafamda kurup durduğum, en kötü ihtimal olarak gördüğüm şey gerçek olmuştu.

Kalktık, birbirimize sarıldık. Hemen orada bir uzmandan yardım almaya karar verdik. Hatta oğlum gidip odasından bir telefon numarası getirdi. Birkaç ay önce okullarına bir psikolog gelmiş ve ergenlik sorunlarıyla ilgili bir konuşma yapmış.

O da yakın bulduğu için uzmanın telefonunu not etmiş.

Kocam, psikologa gidelim, çözümü neyse buluruz, hallederiz ruh halindeydi..

Psikolog randevusu aldık. Akşam eve gelen kızıma da durumu kısaca anlattık. O da çok şaşırmadı.

Bana gelince… Oğlum, “anne ben gay’im” dediğinde, babam öldüğünde yaşadığım kayıp duygusuna benzer bir şey yaşadım. Sanki onu ebediyen kaybetmişim. Halbuki oğlum ölmemişti. Ertesi gün kalktığımda yine karşımdaydı. Yine benim çocuğumdu.

AILECE TERAPIYE BAŞLADIK
2000 yılının Mayıs ayında ailecek terapiye başladık. Psikolog bizimle bazen toplu olarak bazen tek tek görüştü.

O dönem oğlum haftada iki, ben de haftada bir terapi görmeye başladık. Kocamı ise arada bir görüşmeye çağırıyordu. Biz başlarda, çaresi vardır, çözümü bulunur, gelip geçici bir şeydir, diye düşünürken, terapiler ilerledikçe şunu anladık: Bazı çocuklar eşcinsel doğuyor. Biz neden heteroseksüel olduğumuzu bilmiyorsak onların da neden gay oldukları bilinmiyorlar.

Bu bir hastalık değil, dolayısıyla tedavi sözkonusu değil. Daha da önemlisi bu bir eksiklik değil.

Oğlum çok rahatlamıştı. Bize açıldığı için huzurluydu. Kendini buldu, yeni arkadaşlar edindi. Ben ise oğlumun gay’liğini kabul etmek için başladığım terapilerde yavaş yavaş kendime döndüm. Bir süre sonra artık oğlumu değil düpedüz kendimi sorgular hale geldim.

Çocuklara endeksli yaşadığım hayatıma dışarıdan bakıp ben kimim, bu hayatta ne istiyorum, sorularını sormaya başladım.

Terapiler sırasında, o güne kadar hep onay almak, takdir görmek; örnek eş, saygılı gelin, aileyi çekip çeviren fedakar anne rollerinin hakkını vermek için yaşadığımı fark ettim. Sonra beni ben yapan o puzzle’ı söküp kendimi yenden inşa sürecine girdim. Bu çok kolay olmadı tabii. Beni çok sarstı. Ama zaman içinde çevrenin değerlerine değil, kendiminkilere göre yaşamayı öğrendim.

Bunu başarınca oğlumun gay’liğini huzurla kabul ettim. Kendimi tanıdıkça, çocuklarımı da daha iyi anladım. Çok araştırdım, çok kitap okudum. Sema olarak eşcinsellikle hiçbir sorunum olmadığını gördüm.

ÇOCUĞUNDAN İĞRENEN ANNELER!
Bu arada oğlum eşcinsellerin buluşma noktası Lambda Kültür Merkezi’ne gidip gelmeye başlamıştı. 18 yaşında çocuk, nasıl bir çevrede merak ettim. Ben de gelmek istiyorum annecim, dedim. O da itiraz etmeyince Lambda’yla tanıştım.

Orada ilk defa başka eşcinseller gördüm. Lezbiyen, biseksüel, transeksüel çocuklar tanıdım. Toplumda kendilerine bir yer edinebilmek için konuşup tartışıyorlar, uluslararası baglantılar kurup bilgi alışverişinde bulunuyorlardı.

Çocuğumun orada aktif olarak çalışmasından mutluluk duyuyordum. Herkes oğluma verdiğim desteğe imreniyordu. Lezbiyen bir çocuk, durumunu annesine söylemiş. Annesi, “senden iğreniyorum” diye cevap vermiş. Çocuklar, keşke biz de anne babamıza açılabilsek, diyordu.

Oraya ilk gidip gelen anneydim ve şunu çok net görüyordum: Bu çocuklar ergenlik gibi çalkantılı bir dönemde bir de kendi cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleriyle ilgili karmaşa yaşıyorlar. Yani işleri çok zor. Peki biz anne baba olarak bu dönemde yanlarında olmayacağız da ne zaman olacağız?

Travesti ve Eşcinsel erkeklerden kan bağışı yasağı temelsiz

travestikanAvrupa Adalet Divanı Hukuk Sözcüsü Paolo Mengozzi, Travesti ve erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkeklerden kan bağışı kabul edilmemesinin temelsiz olduğunu açıkladı.Fransa’da Geoffrey Léger adlı eşcinsel bir erkeğin 2009 yılında kan bağışının cinsel yöneliminden ötürü kabul edilmemesi üzerine dün bildirilen görüş, eşcinsel ve biseksüel erkeklerden kan bağışı yasağının Avrupa Birliği kurallarına aykırı olduğu yönünde.

Mengozzi ayrıca Fransız yasalarına göre partneri erkeklerle cinsel ilişkiye giren kadınlardan gelen kan bağışları ile çoğu zaman korunmadan cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerden gelen kan bağışlarının kabul edildiğine dikkat çekti.

“Eşcinsellik kendi başına bir risk değil”

Cinsel yönelimin kendi başına bir risk oluşturmadığını ifade eden Mengozzi’nin görüşü, Avrupa Adalet Divanı tarafından Léger’in davasında değerlendirilecek.

Türkiye’de de Türk Kızılayı, eşcinsel ilişkiye giren erkeklerden gelen kan bağışlarını kabul etmiyor.